Röportajlar

Röportaj: Dr. Mahmut Aldırmaz – Dövüş mü? Müsabaka mı?

Muhabir: Sayın hocam; Folluk Dergisi olarak bu sayımızda Türkiye’de kanatlı yetiştiriciliği camiasının önemli bir meselesi olan “Türk asil Horozları, Dövüş mü müsabaka mı??” konusunu tartışıyoruz. Yayıncılık sorumluluğumuz ve ilkelerimiz gereğince konuyu tarafsız bir bakış açısıyla ele almayı ve tüm tarafların tezlerine ve görüşlerine eşit fırsat tanımayı önemsemekteyiz. Türk Asil Horozu Yetiştiricilerinin tezlerini temsilen Türkiye Kanatlı Kümes Hayvanları Yetiştiricileri Federasyonu Başkanı Hikmet Neğüç ile bir röportaj gerçekleştirdik. Hayvan severleri temsilen de sizinle bir mülakat gerçekleştirmeyi istedik. Sizi tercih etmemizin bazı sebepleri var tabi ki. Öncelikle siz tavukçu camiasının içinden birisiniz ve sizinle daha önce gerçekleştirdiğimiz röportajımızda sizden öğrendiğimize göre; siz tavukçuluğa ilk Türk Asil Horozu besleyerek başlamış, ırka ve konuya hakim birisisiniz ve en önemlisi camiada hayvan sever kişiliğinizle tanınan, bilinen ve sevilen bir profilsiniz. Ayrıca konuyu gündemimize aldığımızda, kamuoyunda hayvan hakları savunucusu bazı derneklerin temsilcilerinin konuyla ilgili konuşmalarını sosyal medya imkanlarıyla dinledik. Açıkçası konuya yaklaşımlarını ve değerlendirmelerini çok nezaketsiz ve kaba bulduk. Ön yargı ve genellemelerle horozcu dostları rencide edebilecek böylesi bir yaklaşıma değil de camianın içinden, meselelere vakıf, hayvan severliği herkesçe maruf ve tartışılmaz olan sizinle bu mülakatı gerçekleştirmeyi tercih ettik.

M.A.: Merhabalar; Öncelikle şahsi fikirlerimi değerli görüp bu konu hakkında bana da yer ayırdığınız, yorum şansı verdiğiniz  için teşekkür ederim.  Evet, daha önce de konuştuğumuz gibi ben çok küçük bir çocukken bu hobiye asil ırkı bir civcivle başladım. Ve hiç bir zaman her hangi bir dövüş ya da müsabaka adı altında bir etkinliğe katılmamama rağmen bu ırkı uzun yıllar yetiştirdim. Her ne kadar artık şu an bu ırkı elimde bulundurmasamda her zaman kalbimde yeri olan ve ilerde tekrar mutlaka imkan dahilinde yetiştirmek isteyeceğim ırklar arasında baş köşede bulunmaya devam edecektir Asil ırkı.

Muhabir: Sayın hocam horozcu dostlarımız diyorlar ki “biz de dövüşe karşıyız, bizim yaptığımız horoz dövüşü değil, horoz müsabakasıdır. Horoz müsabakası boy ve ağırlık olarak eşit sıkletlere sahip iki horozun, hakem gözetiminde, belirli kural ve sürede karşılaştırılmasıdır” diyorlar. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

M.A.: Müsabaka mı dövüş mü konusuna gelince; aslında burada nasıl adlandırıldığından çok, önemli olanın eylemin kendisi olduğunu düşünüyorum. Burada yapılan eylem her  ne kadar eşit şartlar altında belli kurallarla yapılan bir müsabaka gibi görülmeye çalışılsa da baktığımız da iki hayvanın insanların isteğiyle birbirlerini yaralaması ve sonucunda bir tarafın artık dayanamayacak ya da devam edemeyecek duruma gelmesiyle kaybetmesi esasına dayanan bir aktivitedir. Kısaca amaç budur. Kazanmak ya da kaybetmek. Berabere kalmak değil. O halde aslında altta şartların eşit değil bir tarafın üstün gelmesi beklentisi vardır. Tanımlamalar ve adlandırmalar bana bu bakımdan yanılsamalar gibi gelmiştir her zaman. Örnek vereyim; “hayvanat bahçeleri” yerine  “hayvan hapishaneleri” , akvaryum yerine “balık zindanı” kelimelerini kullansaydık dışarıdan aynı ilgiyi görür müydü? Hal bu ki aslında benim koyduğum bu isimler ya da genel haliyle bildiğimiz kabul görmüş isimler olayı net bir şekilde iki türlü de tanımlamaktadır. Okyanusta yaşayan özgür bir balığın 50 litrelik bir alana hapsedilmesini ve bizim ona uygun gördüğümüz şekilde yaşamaya zorlanmasını  “balık zindanı” diye tanımlamanın aslında hiç bir şekilde yanlış olmadığını görebileceğiz. Bu bağlamda ister spor, ister müsabaka, ister dövüş diyelim iki horoza kavga etmekten başka şans tanımayan (yetiştirilme ve bakılma amacı günün birinde bir ring de başka bir horozu alt edeceğine olan inanç) bu eylemin adının hiç bir önemi yoktur.

Muhabir: Yine horozcu dostlarımızın ifade ettiklerine göre; Asil horozları doğası gereği agresif karakterdedir. Sahip oldukları bu potansiyel ve enerjiyi müsabaka yoluyla atamazlarsa hayvanın çok mutsuz olduğu, kümesinde kendini duvarlara vurarak yaralayabildiği, çalıştırılmayan horozların ömrünün kısa olduğunu söylemekteler. Geçmişte asil horozu yetiştirmiş biri olarak bu konuda ne dersiniz.

M.A.: Asil horozlarının agresif karakterli olmalarının tek nedeni bu ırkın bu özelliğinin ön planda tutularak seleksiyona tabi tutulmasıdır. Horozcular hep daha agresif, daha inatçı dövüşlerde (müsabakalarda)  pes etmeyen, ölene kadar mücadele eden hatların üremesine izin vermişler, iyi mücadele etmeyen horozları üretmemişler , hatta yaşamalarına dahi izin vermemişlerdir. Diğer hususa gelince ; asil beslemiş biri olarak kesinlikle katılmıyorum ki , dövüşmeyen bir hayvan kendini mutsuz sinirli hissetsin ve kafesin duvarlarına vursun. Benim başıma daha önce hiç böyle bir şey gelmedi. Kaldı ki takdir ederseniz bir hayvanın enerjisini atmasının yolu dövüşmek değil , tavuklarıyla beraber özgürce dolaşmak , doğal hakettiği yaşamı yaşamaktır. Hiç bir zaman bir tavuğun doğal ortamı küçük bir kafes olamaz. Dövüşen bir hayvanın sakin görünmesinin nedeni ise çok ciddi yaralar alması ve bu iyileşme döneminde enerjisinin çoğunu aldığı hasarın tamiri için harcamasından kaynaklanır. Dövüşten sonra yüzleri davul gibi şişer bazen bir gözlerini kaybederler , eklem sakatlıkları yaşarlar , kafaları kabuk bağlar , bütün tüylerini kaybederler , şanslıysa normale dönmesi çok uzun bir zaman alır. Bağda bahçede tavuklarla özgürce  gezen beslenen bir hayvanın kendini kafes duvarlarına vurma ihtimali yoktur. Hayvan barınağı kavramı tavukçulukta sadece onları geceleri yabani hayvanlardan, ve dış ortamın sert hava koşullarından koruma  amaçlı yapılan kapalı yerler olarak görülmelidir. Yoksa bir tavuğun doğal ortamı dışarısıdır. Bunu hiçbir tavuk severin aklından çıkarmaması gerektiğini düşünüyorum.

Muhabir: Horoz müsabakalarının ve horoz yetiştiriciliğinin yasaklanması durumunda, sahip olduğumuz  bu muhteşem karakter ve özellikteki gen kaynağının gelişemeyeceği, gerileyeceği ve hatta neslinin tükenme tehlikesinin söz konusu olacağını savunmaktalar. Bu konudaki endişelerini haklı buluyor musunuz?

M.A.: bu konudaki endişeleri doğru buluyorum. Ama kesinlikle haklı bulmadığımı söyleyebilirim. Evet müsabakalar yasaklanırsa bu ırkın karakteri ve şekli kesinlikle değişecektir. Ama her değişimi kötü,  faydasız olarak görmemek gerektiği gibi, her gelişimi de iyi ve faydalı olarak görmemek gerekir. Agresiflik ve kavgacılık popüler bir özellik olmamalıdır.  Aksine istenmeyen bir durum olarak görülmelidir. Bugün diğer tavuk ırkı yarışmalarında sakin mizaç aranırken bu ırkı da bu bağlamda yetiştirmek mümkündür. Günümüzde game fowl adı altında kavgacı karakterini yitirmiş birçok ırk bir çok hobiciye  keyif vermeye devam ediyor. Erkeklerin bir arada yaşadığı , sakin , insan canlısı, sahibiyle çok iyi ilişkiler kurabilen ırklar ve sürüler mevcut. Örneğin benim şu an gönül verdiğim ırklardan biri olan modern gameler bana asil ırkında istediğim tüm özellikleri ( cana yakın, meraklı , estetik ) barındırırken, istemediğim hiç bir özelliği ( erkeklerin beraber yaşayamaması, kavgacı karakter) bulundurmamaktalar. Benim asil yetiştiriciliğini bırakmamın en büyük nedenlerinden biri buydu. Erkek bireylerin sürekli çok ciddi yaralar alacak kavgalar yapması ve bir arada bulundurulamamasıydı. O halde üretim yapıyorsunuz ama elde ettiğiniz erkek yavruların kaderi siz ne yaparsanız yapın ya ölüm , ya gözden çıkarılmak, ya da bir yere hapsedilip tecrit edilmek oluyordu. Sonu olmayan bu hobiyi bırakmak Zorunda hissetmeme neden olan tek sebep buydu.

Muhabir: Olayın çok boyutlu bir yönünün olmasına vurgu yapılarak horoz müsabakalarının ve horoz yetiştiriciliğinin yasaklanması durumunda önemli bir geleneğin yok olacağı, sosyolojik ve ekonomik yönden bazı kayıplara neden olabileceği vurgulanıyor siz bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?

M.A.: bu geleneğin kesinlikle  hiç bir toplumsal yapıya ve değere katkı sağlamadığını düşünen biriyim.  deve , boğa güreşleri, Köpek dövüşleri , ispanyolların  boğalarla yaptıkları zalim oyunlar, japonların her yıl festival adı altında balinaları kılıçtan geçirmeleri, beslenme amacı gütmeyen av partileri, hayvanlara yük vs gibi şeyler çektirilerek yapılan oyunlar vb sayabileceğimiz bir sürü geleneğin sürdürülmesinin hiç kimseye faydası olmadığı gibi , bir çok hayvana ve insana da maddi manevi zararı olduğunu düşünüyorum. Tabiri caiz ise böyle gelenek olmaz olsun diyebiliriz. Ekonomik açıdan değerlendirirsek maddi getirisi olan bir şeyi her zaman etik olarak niteleyemeyiz. Bir şeyin gelir getirmesi onu desteklememiz gerektiği sonucuna çıkmaz. Bunu Ucuz mal üretebilmek ve ülkeyi kalkındırmak için,  insanların iş gücünü değersizleştirerek bunları sömürerek bir toplumu ayakta tutmaya çalışmakla aynı  olarak görebiliriz. Bu uygulamalar çözüm ve mutluluk değil, daima mutsuzluk ve  sorun üretirler.

Muhabir: Horozcular; dövüşe, kumara karşı olduklarını, Birçok ülkede olduğu gibi Hayvan Sporları Yasası istediklerini, devlet kontrolünde kayıtlı izinli bir şekilde, müsabaka şartları ve prensiplerinin belirlendiği bir ortamda bu geleneği yaşatmak istediklerini ifade ediyorlar. Sizce bu talepler makul değil mi?

M.A.: yukarıda az çok hayvanlarla yapılan diğer oyunlara değindim. Hür İradesi olmayan ,  istenen dışında  başka seçeneği bulunmayan  bir canlının bir eylemin içine bırakılıp , sonucun seyredilmesi ve beklenti yaratmasına spor gözü ile bakmıyorum. Bu nedenle sorunuzun cevabını  otomatik olarak vermiş oluyorum sanırım. Bunu insanların yaptığı bir boks müsabakası gibi görmek çok doğru olmaz.

Muhabir: Bu konuda bazı kesimler çok rijit bir şekilde konuyu kestirip atıyorlar ve asla müsamaha ile konuya yaklaşmıyorlar. Oysa ki bu konu bir Türkiye gerçeği böyle çözümsüzlüğe itilerek insanları merdiven altına veya illegal yollara tevessüle mecbur etmek ne kadar doğru, hiçbir orta yol bulunamaz mı?

M.A.: Ben bu ortamlarda bulunan konunun iki tarafını da iyi bilen bir yetiştirici olarak her iki taraf ile de empati yapabilen biri olarak şunu söylemek isterim ;  bu sadece bir kandırmacadır. Kendisinin   hayvan sever olduğunu düşünen ve bu konuda samimi olduğuna inanan bu insanlar olayı irdelemedikleri üzere kafa yormadıkları için yanılmaktadırlar. Yemeyip yedirdikleri , gözleri gibi baktıkları üzerine titredikleri evcil hayvanlarını canlarının yanacağı yaralanacağı  bir ortama sokmakta, beklentilerini karşılamadıkları takdirde bir anda sevgileri bitmekte( hayvanlarını öldürenler, kesenler )  ise oturup ellerini vicdanlarına koymalılar, ve bizim bu hobiye duyduğumuz tutkunun altında gerçekten sevgi mi yoksa başka bir şey mi var diye sormalılar.  Gerçek sevginin samimiyeti sevgi duyulan şeyin sizin talepleriniz  dışında da devam edip etmemesiyle belli olur.

Son söz olarak şunu da belirtmek isterim; Biz ne yaparsak yapalım bir hayvanın hissettiklerini ne kadar tahmin etmeye çalışırsak çalışalım, onlara ne kulp takarsak takalım , hatta yaşadıkları acıyı hissetmeye uğraşalım , onların korkularının , acılarının, sevinçlerinin, huzurlarının, kısacası hissettikleri her tür duygunun tahmininde , insan olarak düşündüğümüzde yanılmaya mahkumuz. Bu bağlamda hep aklımızın bir köşesinde “ benim çok sevdiğim ve anlamlı bulduğum “ ya inekler sütünü helal etmezse “ cümlesi yankılanıp durmalıdır. Bir insanla konuşma  , onu ikna etme , onu anlama , ya da kendimizi anlatma, gerekirse affetme , affettirme , özür dileme , başka tabirle helalleşme şansımız vardır. Ama bir hayvanla bunu yapmamız mümkün değildir. Bunu unutmayalım. Bizim onları onların bizi anlamasının mümkün olmadığı bu dünya da onların SAHİPLERİ değil , olsa olsa onlarla hayatımızın kesiştiği anlardan , noktalardan zevk  almasını bilebilen bahtiyarlar olabiliriz ,olmalıyız… gerçek huzur ve mutluluk ancak bu şekilde olur. Geri kalan bir aldatmaca , kendi uydurduğumuz kötü bir senaryodur.

Muhabir: Bizimle bu söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ederiz….

M.A.: Ben Teşekkür ederim.

Dr. Mahmut Aldırmaz hocamızın yazılarına ulaşmak için tıklayınız

Folluk Dergisi Türkiye tavukçuluğunun medya yüzü